| | Üretsiz Blog oluştur

Galatasarayın Hüznü

BİZ NE ZAMAN ŞÜKRÜ SARAÇ OĞLU'NA GELDİYSEK FENERBAHÇE BİZİ HEP YENDİ! BİZ GALATASARAY OLARAK YILDIZLARIMIZ'DA VAR YILDIZLARIMIZ DİĞER MAÇLARDA GÖSTERİYORLAR KENDİLERİ'Nİ FENERBAHÇE'DE DONUP KALIYORLAR DİYEN BAŞKAN:ADNAN POLAT FENERBAHÇE'NİN ÖNÜNDE KİMSE DURAMAAZ DİYEREK ŞÜKRÜ SARAÇ OĞLUNDAN AYRILDI...

saltanat devam ediyor!

Turkcell Süper Lig'de sezonun ilk derbisinde Galatasaray'ı 4-1 yenen Fenerbahçemiz, ezeli rakibi karşısında Kadıköy'deki üstünlüğünü 12 maça çıkardı. Sarı-lacivertlilerimiz, son yenilgisini 22 Aralık 1999 tarihinde yapılan lig maçında 2-1'lik skorla aldığı Galatasaray'a karşı Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'nda daha sonra oynadığı 3'ü Türkiye Kupası, 9'u da lig olmak üzere son 12 resmi maçta da yenilmedi. Bu süre içindeki 12 maçtan 10'unu Fenerbahçemiz kazanırken, 2'si berabere sonuçlandı. Fenerbahçemizin son 12 maçtaki 30 golüne, Galatasaray sadece 9 golle yanıt verebildi. Galatasaray'ın Kadıköy'de galip gelemediği 9 yılı aşkın süreyi kapsayan son 12 resmi maç şöyle: Tarih Organizasyon Sonuç (FB-GS) ---------- -------------- ------------- 07.02.2001 Türkiye Kupası 4 - 4 06.05.2001 Lig 2 - 1 16.02.2002 Lig 1 - 0 06.11.2002 Lig 6 - 0 29.02.2004 Lig 2 - 1 22.05.2005 Lig 1 - 0 08.03.2006 Türkiye Kupası 2 - 1 22.04.2006 Lig 4 - 0 03.12.2006 Lig 2 - 1 08.12.2007 Lig 2 - 0 03.02.2008 Türkiye Kupası 0 - 0 09.11.2008 Lig 4 - 1

LUİS-ARAGONES-GALATASARAYI-YENİP-BIRAKMAYACAĞIZ-DEDİ...

LUİS ARAGONES BEN FENERBAHÇE'Yİ ŞAMPİYON ETMEYE GELDİM BEN FENERBAHÇE CAMİASINA SÖZ VERİYORUM FENERBAHÇE'Yİ ŞAMPİYON YAPACAĞIM... NASIL İSPANYA'YI ŞAMPİYON YAPTIYSAM FENERBAHÇE'YİDE YAPARIM ÖNÜMDE KİMSE DURAMAZ...

İŞTE FENERBAHÇE

F.Bahçe ne yapar? Sıradan bir derbi değil bu... F.Bahçe ile Galatasaray derbisi... İki takımın ismini aynı cümlede gördüğümüz, aynı anda kullandığımız anda bile damarlarımızda soğuk bir şeyler hissediyoruz. Delicesine bir tutku... Bitmeyen umutlar... Sonsuz bir aşk... Ve sınır tanımayacak kadar tehlikeli olabilecek bir hırs... İşte Fenerbahçe – Galatasaray derbisini anlatan dört adet his... 9 Kasım Pazar günü ezeli rakipler kozlarını bir kez daha paylaşacak Kadıköy Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda. Peki bu kritik mücadele, Fenerbahçe cephesinden nasıl görünüyor? Bu yıl istenilen performansı veremeyen, taraftarının yüzünü bir türlü güldüremeyen Fenerbahçe için Galatasaray derbisi her şeyin sineye çekileceği yeni bir başlangıç mı olacak yoksa sarı lacivertli camiada maçın ardından işler daha da mı karışacak? ‘YENİ’ FENERBAHÇE İYİ DEĞİL... Geçtiğimiz sezon şampiyonluğu ezeli rakibi Galatasaray'a kaptıran Fenerbahçe, yeni sezona ciddi anlamda bir değişimle girdi. Teknik adam değişikliği, alışılan büyük transferler, giden oyuncular.... 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası şampiyonu İspanya’nın teknik direktörü Luis Aragones’i göreve getirerek başladı işe sarı lacivertliler. Yaşlı teknik adamla birlikte ezeli rakip G.Saray’a nazire yaparcasına alınan Emre Belözoğlu, yeteneğine rağmen beklenen patlamayı yapamayan ve kendisine yeniden bir büyük takımda şans verilen Burak Yılmaz, İspanya Ligi’nde sezona damgasını vurmuş olan golcü Daniel Güiza ve orta sahaya takviye amaçlı alınan Josico sarı lacivertli takımın transferleriydi. Geçen sezona göre çok önemli kayıpları da oldu Fenerbahçe’nin. İstikrar içinde futbol takımını yöneten, Sarı Kanaryalar’a tarihinin en büyük başarısını yaşatan teknik direktör Zico, birtakım maddi konular üzerine görevinden ayrıldı. Fenerbahçe’nin saha içerisindeki ciğeri Mehmet Aurelio da tıpkı Zico gibi finansal konularda yönetim ile anlaşamadı ve Real Betis’in yolunu tuttu. Bu iki isimle birlikte “Batman” Mateja Kezman da Paris Saint Germain’e kiralandı... Ayrıca en az Volkan Demirel ayarında başarılı bir kaleci olan Serdar Kulbilge de takımdan ayrılan isimler arasındaydı. “Teknik adam değişikliğinin etkisi nasıl olacak, yeni transferler takıma kolay uyum sağlayacak mı, Emre Belözoğlu yeni kulübünde eski günlerine dönebilecek mi, İspanyol golcü Daniel Güiza Mallorca’da gösterdiği performansı Fenerbahçe'de de sergileyebilecek mi, giden futbolcuların boşluğu doldurulabilecek mi?” derken sezon başladı ve işler hiç de yolunda gitmedi. Ligde geride kalan 9 haftalık dilimde oynadığı futbol ve aldığı sonuçlarla taraftarını üzen Sarı Kanaryalar, Devler Ligi’nde de geçen sezonki başarısından çok uzak bir görüntü çizdi. Öyle ki, resmen bir “Kale”ye dönen ve Fenerbahçe’nin Avrupa’da yenilgiyi unuttuğu Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda bile tam 5 gollü yenilgiyi gördü sarı lacivertli renklere gönül verenler... Şimdi ise sırada sezonun en önemli anı, tüm acıları unutturabilecek; tamamen beyaz sayfa açtırabilecek bir maç var. Galatasaray maçı... Kimi Fenerbahçeli taraftarlara göre elde edilebilecek hoş (!) bir skor, şampiyonluktan bile önemli. Sezon başından beri karşılaşmalarda yaptığı hatalardan kurtulamayan, yeri geldiğinde adeta saç baş yoldurtan bu takım için Galatasaray maçı çok ama çok önemli. SON YILLARIN EN KÖTÜ KADROSU... Galatasaray maçında nasıl bir sonuç alınacağını kestirebilmek için Fenerbahçe’nin maça çıkacak olan kadrosuna ve oyunun kaderini doğrudan etkileyebilecek olan oyuncularına dikkat çekelim. Ama en başından, Fenerbahçe’nin sol yıllardaki en kötü kadrosuna sahip olduğu gerçeğini de belirtmeden geçemiyoruz. Kalede son dönemdeki performansıyla adeta saatli bir bomba görünüme kavuşan Volkan Demirel olacak. Volkan Demirel iyi bir kaleci ancak sergilediği performans kafalarda soru işaretleri bırakıyor. Yıllardır bu takımda forma giyen, A Milli Futbol Takımı’nın da kalesini koruyan bir file bekçisinin hala yan toplarda zamanlama hatası yapması kulağa hoş gelmiyor. Geçtiğimiz yıl Fortis Türkiye Kupası’nda oynanan ve Fenerbahçe’nin Ali Sami Yen’de Galatasaray’a karşı elendiği maçta Edu ile çarpışarak Nonda’ya golü hazırlayan Volkan’ın, daha bir hafta önce Eskişehirspor deplasmanında da aynı hatayı yapması kafaları karıştırıyor. Kimbilir, belki de Volkan sarı kırmızı takımla oynanacak olan maçta öyle kurtarışlar yapacak ki, ertesi gün tüm Türkiye onu konuşacak. Nitekim Arsenal maçında müthiş bir performans sergiledi Volkan Demirel. İşte Luis Aragones’in takımında böylesine ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir kaleci var. Şüphesiz ki Volkan, bu maçın sonucu etkileyecek en önemli oyunculardan biri. Savunma bloğu ise Fenerbahçe’nin alışılmış dörtlüsünden oluşuyor. Gökhan Gönül, Lugano, Edu ve Roberto Carlos. İşte sarı lacivertlilerin en büyük sıkıntısı da burada başlıyor. Bir tek Gökhan Gönül, oynadığı futbolla taraftarın içini rahat tutarken; göbekteki ikili Lugano ve Edu’ya olan güvensizlik, Roberto Carlos’un beklentileri karşılayamaması ile birleşince; Fenerbahçe’nin savunmasında bir ‘arıza’ olduğu gerçeği ile başbaşa kalıyoruz. Diego Lugano’nun iyi performans sergilediği maçlarda bile en beklenmedik anda kırmızı kart görüp takımını 10 kişi bıraktığına defalarca şahit olduk. Ya sert bir faulden ya da profesyonel bir oyuncuya yakışmayacak şekilde hakeme itirazdan... Veya partneri Edu’nun Fenerbahçe’nin tempoyu yakaladığı anlarda kendi kalesine gol atarak bir çuval inciri berbat ettiği günleri de gördük... Defansın göbeğinde oynayan bu iki futbolcunun kaliteleri tabi ki tartışılmaz ancak yaptıkları hatalar, kumaşlarıyla bağdaşmıyor. FENERBAHÇE’YE SAVAŞAN FUTBOLCU LAZIM... Takımda sadece varlığı ve yarattığı hava ile tutulan Roberto Carlos’a gelince... Artık Fenerbahçe taraftarı ve kulübünün bu mantıktan vazgeçmesi gerekiyor. Sarı lacivertlilerin an itibariyle ismi, duruşu ve ağırlığı olan futbolcuya ihtiyacı yok. Saha içinde koşan, çubuklu formanın aşkıyla mücadele eden futbolcuya ihtiyacı var. Fenerbahçe sol kanadının Ümit Özat ve Tuncay Şanlı ikilisinden sonra güven verdiği bir maç hatırlayan var mı? 0-0 sona eren Arsenal maçının, Fenerbahçe kalesi ve savunması için çok büyük önemi olduğu şüphesiz. Tam anlamıyla oturmayan, bir türlü dişlilerin tam olarak geçmediği o bölgede, bu maçta alınan skor, büyük bir güven kaynağı olacak. Fenerbahçe, Arsenal maçında savunması ve kalecisinin iyi performansıyla puan aldı. İşte kaleci Volkan’ın ve savunmanın ortasındaki Lugano – Edu ikilisinin bu maçtan sonra güvenleri yerine geldiyse ve moral kazandıysalar, G.Saray maçında da başarılı olabilirler. Karşılarında Milan Baros, Lincoln, Harry Kewell, Arda Turan gibi hücum yönü çok kuvvetli oyuncular var. Ancak Fenerbahçe savunması gösterdi ki, ‘istendiği’ zaman başarı da gelebiliyor. GÖZLER ARAR AURELİO’YU Ve orta saha... Mehmet Aurelio’yu elinde tutamayan Fenerbahçe yönetiminin ne kadar büyük bir yanlış yaptığı her hafta ortaya çıkıyor. Orta bloğu toparlayan, Fenerbahçe’nin yıldızı Alex’i rahatlatan, Sarı Kanaryalar’ın sisteminin en önemli futbolcusu Aurelio’nun artık olmayışının sıkıntısı hala bitmedi. Fenerbahçe orta sahasında savaşan oyuncu kalmadı. Bu büyük takımın orta sahası kimlere emanet? Sahada rahat ve ‘tınlamaz’ tavırlarıyla bir Kazım Kazım, takıma beyin olarak hala adapte olamamış bir Maldonado, sol çizgide kendi kendine mücadele veren ama ne yaptığının farkında olmayan bir Uğur Boral... Kazım’ın bu maçta kart cezalısı olması Fenerbahçe için dezavantaj değil, avantajdır. Alex’i ise konuşmaya gerek yok, kalitesi ve klasıyla çubuklu formaya her zaman yakışan, takımın çizgisini her an değiştirebilecek ve etkileyecek bir futbolcu olduğunu cümle alem biliyor zaten.Yeter ki takım arkadaşları ona uyum sağlayabilsin. Fenerbahçe taraftarını bu sezon en çok memnun eden hat ise şüphesiz ki forvet hattı oldu. 14 milyon avroluk transfer Daniel Güiza, gerek mücadelesi, gerekse bitiriciliği ile yüzleri güldürürken, son sezonların yükselişi durdurulamaz ismi Semih Şentürk de performansıyla ona eşlik ediyor. Zaman zaman istediği topları alamayan Güiza, bu maçta Fenerbahçe’nin elindeki en büyük silah olacak. Galatasaray savunmasındaki ikili Servet ve Emre Aşık’ın birtakım aksamalarına zaman zaman şahit olduk. İşte Semih ve Güiza, ezeli rakip karşısında bulduklarını atmalılar, yoksa zaten pozisyon sıkıntısı yaşayan ve savunması tedirginlik yaratan Fenerbahçe’yi zor anlar bekleyebilir. Rakip Galatasaray’ın elinde bol forvet imkanı var. Fenerbahçe’nin ise öyle bir alternatifi yok, bunun bilincinde oynamalı Sarı Kanaryalar ve bu bölgedeki iki oyuncusunu da ekonomik kullanmalı. DERBİ SONRASI NELER OLUR? Turkcell Süper Lig’in 10. haftasında oynanacak olan Fenerbahçe – Galatasaray derbisi, sarı lacivertli camiası açısından bu kez biraz farklı. Fenerbahçe son yıllarda alışılagelenin aksine, ezeli rakibinin karşısında bu kez büyük problemlerle boğuşarak ve zayıf, güven vermeyen bir kadroyla çıkıyor. Fenerbahçe taraftarı böyle bir derbiyi en son yıllar önce gördü. Yıllardır süregelen derbiler öncesi Fenerbahçe üstünlüğü bu kez yok. Bu yüzden ortada ağır bir psikolojik sorun var. Ayrıca rakip Galatasaray’ın inanılmaz form tutmuş olması, tüm anket ve oylamalarda maçın favorisi olarak gösterilmesi de Fenerbahçe cephesini sıkıntıya sokan bir başka etken. Bu derbi sarı lacivertli camia için sezonun son şansı belki de. Fenerbahçe kazanırsa camia derin bir nefes alacak, tüm sorunlar bir anda görmezden gelinecek. Aragones ile yola devam edilecek, futbolcular ile taraftar yeniden bütünleşecek. Ama ya kaybederse? Zaten sezon başından beri darbe üstüne darbe alan Fenerbahçe için, Kadıköy’de Galatasaray derbisi kaybetmek ‘intihar’ demek. Hele de kötü bir futbolla olursa... Aragones’in gönderilmesi için baskılar artacak, taraftarın güveni iyice sarsılacak ve kulüp kaos ortamına sürüklenecek... EN BÜYÜK KOZ... 12. ADAM! Tüm bu krizlere, tersine dönmüş ibrelere, olumsuzluklara rağmen yine de maç öncesi altın bilezik Fenerbahçe’de. Ortada kesinlikle es geçilemeyecek bir Şükrü Saracoğlu faktörü var. Fenerbahçe, Galatasaray’ı Kadıköy’de iyi de olsa kötü de olsa yendi bugüne kadar. Sarı lacivertli taraftarlar görevlerini yine yerine getirecek ve Kadıköy’de olağanüstü bir atmosfer yaratacaktır. Seyircinin desteği, Fenerbahçeli futbolcularda inanılmaz bir takviye kuvvet yaratacak, rakibi ise baskıya alacaktır. Zaten Fenerbahçe’yi bu stadta 9 yıldır yenemeyen Galatasaraylı futbolcuların olası bir durumda sinirlerine hakim olamayarak takımlarını eksik bırakma ihtimali çok yüksek. Bunlar hayal ürünü değil, geçmişte sık sık gördüğümüz manzaralar... Ardından olayların değil, futbolun konuşulduğu; kavgalardan değil, gollerden bahsedildiği; maç bittiğinde polemiklerden değil, dostluklardan söz edildiği bir derbi olması dileğiyle... Sarp Beren GÜR

Tranferler

FENERBAHÇE ETO'YU MEHMET YILDIZIN,VE RONALDİNHO PEŞİNDE KOŞUYOR... ETO:rapor beni kızdırdı.rapor:herşey tamam sorun yok eto bu lafa sinirlenip menajerine fenerbahçe ile iletişim kur dedi... MEHMET YILDIZ:fenerbahçe büyük bir camia fenerbahçe giderim diyerek fenerbahçe'ye gelecek ocak ayında... RONALDİNHO:ben su an takımımdan memnunum bu bana 3.teklifi fenerbahçe'nin burada sürem dolarsa ve sürem dolduğu zaman fenerbahçe'isterse gelirim dedi...

FENERBAHÇE-GALATASARAY MAÇINA DOĞRU-KADROLAR!!!

kadroderbi

YENİ FENERBAHÇE YENİ SEZON

2007-2008 sezonununda şampiyonluğu kaçıran Fenerbahçe'de yeni sezon öncesi heyecan yine üst seviyelerde. Bu sefer planlı Londra düşleri var sanki. Özellikle Avrupa'da geçen sezon tarihinin en başarılı günlerini geçiren, Devler Ligi'nde çeyrek final oynayarak formasını altın sarısına çeviren takımda sezon öncesi hareketlililerden sonra nasıl bir tablo oluşacağı ise henüz kesinleşmiş değil. Fenerbahçe'nin yeni sezon öncesi en büyük değişikliği teknik patronluk koltuğunda oldu. Galatasaray'a karşı alınan ve şampiyonluğa mal olan mağlubiyet sezon sonu akıllara öyle sert çarptı ki, bu kayıp karşısında başkan Aziz Yıldırım yine sorumluluğu alarak ‘değişim‘ dedi. Bu değişimin sonunda İspanya'yı Avrupa Şampiyonluğuna ulaştıran ‘Dede' lakaplı Luis Aragones takımın başına getirildi. Bir takımda teknik adamın değişimi demek kulüp formasındaki sarı ve lacivert çubukların kalınlığı ile oynamak demek. Yeni Fenerbahçe'nin şu ana kadar izlenen maçlarında ise yine rahat görüntüsü dikkat çekti. Hatta o rahatlık Partizan karşısında takımı faciaya sürüklüyordu ki sarı-lacivertli futbolcular hayata dönmesini yine bildi. Fenerbahçe'nin bu sezon ofansif anlamda sıkıntı çekmeyeceği muhtemel, fakat özellikle geçen sezon nasıl olduysa bir yerlere gömülen ‘basit hata‘ kabusu yeniden filizlenmiş durumda. Özellikle Avrupa'da bunların affedilmediğini futbolsever çok iyi biliyor. Fenerbahçe'yi bu sezon bu kabus sarmazsa yine bu kaliteli kadro ile ‘başarıları' izleyeceğiz. Başarı nereye kadar tırmanacak, sezonun ilk 10 maçından sonra daha net bir şekile görülecek. Fenerbahçe'de sezon öncesi sivrilen iki futbolcu vardı ki Colin Kazım Richards ve Semih Şentürk. Semih'in MTK filelerine attığı dört gol onun genç kimliğini artık tamamen ilk 11 oyuncusuna döndürürken, Colin Kazım Richards'ın da EURO 2008'in ardından kendine olan güvenini tekrar sağlayarak yeşil zeminde bomba etkisi yaratması taraftarların yüzünü güldürdü. Semih'in bu formunu uzun süredir sürdürdüğünü kabul edebiliriz, ama Kazım ne kadar istikrar yaratacak, işini ciddiye almayan “lakayt futbolcu tipi” imajından ne zaman sıyrılacak konuları bir bilinmeyen... Özellikle geçtiğimiz sezon orta yapamazken bu sezon önünde adam bırakmayan bir futbolcunun bu değişimi psikolojik olarak kaldırıp kaldıramayacağı merak konusu. Çünkü taraftar her geçen gün ondan daha çok şey bekliyor ve bilirsiniz beklenti kelimesi. Sezon öncesi Fenerbahçe'deki sarsıntıların başında tribünde oluşan gerilim geliyor ama bu konuyu bir kez daha dile getirerek havayı karartmaya gerek yok. Tribünde bir grup var olma savaşında, yönetim cephesinde ise grubun Fenerbahçe'ye zarar verdiği gerekçesiyle başlatılan ciddi ve net bir operasyon söz konusu. Savaş kelimesi tam anlamıyla yansıtıyor bu durumu! Bu takım Premier League ekibi bir takım gibi tribünlere mi sahip olmalı? Yoksa tribün kültürü tamamen devam ettirilip İtalya mı örnek alınmalı? Bu ayrı yazı konusu olur diyerek kapatalım. Bunlar futbolda gündeme gelmemesi gereken şeyler. Gelin A'dan Z'ye Fenerbahçe'de sezon öncesi olup bitenleri tekrar gözden geçirelim. ARTHUR ZICO OUT, LUIS ARAGONES IN (26 HAZİRAN 2008) İki yıllık sözleşme yapıldı. Aziz Yıldırım'ın ilk yorumu "Benim 11 yıllık başkanlık tarihimde kendisi ile en rahat çalışacağım en rahat hocalardan birisi olacaktır" şeklinde olmuştu. İspanya Milli Takımı'nı Avrupa Şampiyonu yaparak kariyerinde doruğa ulaşan 70 yaşındaki çalıştırıcı güçlükle de olsa yeni bir macera için ikna edildi. Aragones'in yaşıyla ilgili başlayan tartışmalar İspanyol hocanın ilk idmanını yaptığı ana dek sürdü ve o noktada kesildi. Tecrübeli çalıştırıcı idmanlarda muhabirleri de yoran görüntüsüyle, futbolculara karşı hiçbir zaman elinden bırakmadığı otorite ve disiplini ile dikkat çekti. Örnek vermek gerekirse bu takım havuzda daha önce idman yapmamıştı ve hiçbir zaman topluca sınıf gibi yoklamaya tabi tutulmamıştı diyebiliriz, özellikle kamp kahvaltıları akla gelirse. Yüksek motivasyon gücü onun olumlu yanlarından biri olsa da Avrupa'ya ilk kez çıkan bir teknik adamın içindeki Fenerbahçe devamlılığı ne kadar sürecek, düşündürüyor. Fenerbahçe Zico'nun ‘rahat' tavrını önleme adına Aragones ile, çok bilinen tabirle “general oyuncularını”, birer “askere” çevirme rotasına mı girecek? İspanyol çalıştırıcı ile günü mü kurtaracak, yoksa gelecek için altyapıyı daha da mı sağlamlaştıracak, bu merak konusu. Ancak şurası kesin. Avrupa'da adı başarı olan kulüplerin başında yer alan hocaların takımlarında çalışma süreleri çift haneleri rakamlar ile temsil edildiği gerçeği göz önünde alınırsa, Aragones de Fenerbahçe için ‘geçici‘ olacak. Oyun stiline bakıldığında sürekli pozitif futbol tutkusunu ortaya koyan Aragones, kısa boylu orta saha oyuncularını takımın belkemiği haline getiriyor. İspanya Milli Takımı kadar geniş seçenekleri olmasa da orta alanda kısa ve net paslar onun kafasındaki hucüm yapan takımın ana sembolleri. Zico ile bir kıyaslama yapılması gerekirse Brezilyalı çalıştırıcı duran topların önemine dikkat çekerken, Aragones topun süratlendiği bir futbolu daha çok tercih ediyor. Şu ana kadar oynanan hazırlık maçlarında kornerlerin bile paslaşarak kullanıldığı gerçeğini ortaya koyarsak, onun düşünce yapısını da gayet net bir şekilde yansıtmış oluruz. Medya ile şu ana kadar sorunlar yaşamayan Aragones'in basın ile ne zaman karşı karşıya geleceği ise merak konusu. Bunu bir Fenerbahçe eleştirisi olarak söylemiyorum tam tersi bir medya vurgunluğu olarak belirtiyorum. Sezon içinde ilk hangi muhabir bu fırsatı değerlendirecek, göreceğiz. İspanya Milli Takımı teknik direktörü konumundayken yıllar boyu sürdürdüğü ‘medya dışarıdadır, kulüp başkadır‘ politikası devam edecek. Bunu ligde daha net göreceğiz, bu konularda samimiyeti çok fazla seven bir hoca değil. Ciddiyeti buraya da sıçramış durumda. Bunun da ters bir hava estireceğini söylemek dayanaksız bir düşünceye bağlanmaktan başka bir şey olmaz. Biz şimdiden başarılı olup olmayacağı yönünde bir kehanette bulunmayalım ve 5 çocuk, 11 toruna sahip ‘çalışkan' hocanın özellikle yükselmiş bir takımı havada tutup tutmayacağını dikkatle bekleyelim. -GELENLER- EMRE BELÖZOĞLU 'FENERLİ' OLDU (31 MAYIS 2008) Milli Takımın çok konuşulan çocuğu, bir zamanların sarı-kırmızısı şok bir hamle ile Fenerbahçe hanesine kayıt oldu. Bu transferine özellikle Aziz Yıldırım'ın büyük bir isteği olduğu bir gerçek. Newcastle United formasıyla, Ada'da tam anlamıyla raya tutunamayan Emre, Magpies'ten 4.5 milyon avro bonservis ücreti ile transfer edildi. Sözleşme ise dört yıllık yapıldı. Transferin ilk açıklanmasından sonra gündem Galatasaray ile özdeşleşmiş bir futbolcunun Fenerbahçe'ye imza atması oldu. Sakatlık problemi de devamında geldi. Fenerbahçeli taraftarlar çubuklu formayı sırtına giyen herkes gibi Emre'yi de bağrına bastı. Galatasaray taraftarı ise bu transferden sonra Emre Belözoğlu'na tepkiler gösterip, ona olan sevgilerini öfkeye dönüştürdüler. Emre'nin kaliteli bir futbolcu olduğu aşikar, Türkiye'ye İngiltere'de çok şey yapamayarak, yüksek bir yıllık ücret ile geri döndürülebilen Emre için Fenerbahçe formasının ikinci bir şans olduğu da. Bu bağlamda Emre o meşhur ‘kasık sakatlığı' ne kadar izin verirse o kadar istekli olacak. An itibariyle sistemin içinde şimdilik kendine yer edinemeyen Emre, çok önemli maçlarda oyuna sonradan giren oyuncu görüntüsünde. Fenerbahçe tribünlerinin MTK maçlarında belki de bir sezon boyunca Zico'ya yapmadığı alkışı oyuna girdiği anda Emre'ye yapması ise dikkatlerden kaçmadı. O kendine güvenenleri mahçup etmeme adına şu an yüzde yüzlük bir arzunun içinde, fakat sezonu kaç maçla tamamlayabileceği sorusu da kafalarda yer ediyor. Inter ve Newcastle United'da hareketliliği çalıştığı hocalar tarafından kısıtlanan ve daha çok orta sahada topun rüzgarı olma görevi edinen Emre, Aragones'ten tam sorumluluğu alırsa katkısı daha fazla olacak. Medya ile sorunlar yaşayan ve özellikle son dönemde bazı ters davranışlar içine giren bir futbolcuya sarı-lacivert çubukluyu hemen vermek ise ne kadar kulüpçülüktür, bu da bu transferin eleştirisi olsun. Bilinen bir şey vardır ki Fenerbahçe'de 5 numaranın yeni sahibi odur. YENİDEN DOĞUP GELSEM, BURAK YILMAZ (1 TEMMUZ 2008) Beşiktaş tribünlerinin ‘sıkıntılarından‘ biri yeniden doğuş adına Fenerbahçe'de. O da Emre Belözoğlu gibi aç bir futbolcu. Emre ile birlikte yan yana konulduğunda iki transferin en büyük olumlu yanı ‘arzu'kelimesinden geçiyor. Beşiktaş onu gözden çıkararak beklenmedik bir şekilde Holosko'nun karışığında Vestel Manisa'ya yollamıştı. Burak, Vestel Manisa'da İstanbul'da yaptıklarını bir kez daha gözden geçirme fırsatı buldu ve kendisine uzatılan bir büyük ele daha sıkı sıkıya sarıldı. Bu elin sahibi Fenerbahçe. Kendisini dört yıllığında Fenerbahçeli yapan sözleşmeye imza atan Burak Yılmaz için Vestel Manisaspor'a ödenen bonservis bedeli açıklanmadı. 23 yaşındaki genç futbolcu sezon öncesi hazırlık maçlarında hırslı görüntüsü ile dikkat çekti, ancak futbolu sade oynama konusunda halen daha sorunlar yaşadığı da gözlendi. Özellikle Beşiktaş döneminde kısa paslarda ve basit hatalarda adı çokça geçen Burak Yılmaz için aşılması gereken ilk konu bu. Burak, hocası Aragones'in hazırlık maçlarında tuttuğu bir isim olsa da kadro genişliğinde şu an yedek kulübesinin kahramanı görüntüsünde. Çalışıp formayı tamamen sırtına geçirmesi de onun elinde. Aynı imzayı attığı an yaptığı açıklama gibi, "Bu savaş içinde ben de varım". Aragones'in Burak'ı daha çok oyunu süratlendirecek ve iki kanatta top sürükleyebilecek bir oyuncu konumuna sokmak istediği görülüyor. Yetenekli olduğu kesin fakat büyük takımların büyük sorumlulukları vardır. On binlerin önünde top oynarken yaptığınız hata aklınızda kalmadan futbolunuza geri dönmek zorundasınız. Onun Kadıköy'deki sınavlarında seyircinin kendisine yapacağı uğultuya alışması gerek. Bunu yapan bir Uğur Boral artık sıyrılarak kendini alkışlattıran bir futbolcu oldu, unutulmamalı. YENİ KAHRAMAN 'OKÇU', DANİ GÜİZA (8 TEMMUZ 2008) İspanya'nın Real Mallorca takımından 14 milyon avro bonservis bedeliyle transfer edildi. Fenerbahçe ile yaptığı anlaşmanın sözleşmede yazan uzunluğu ise dört sene. Türkiye'ye gelmiş en pahalı yabancı unvanını da ele geçiren Daniel Güiza, Fenerbahçe'de sezon öncesi yapılan tartışmaların odağı oldu. Aslında bu tartışmanın muhatabı tek başına Fenerbahçeliler değildi. Tartışma Fenerbahçeliler ve rakip takım taraftarları arasında gerçekleşti. İspanya'da geçtiğimiz sezonu penaltı kullanmadan 27 gol ile bitirerek gol kralı olan, son Avrupa Şampiyonası'nda şampiyon İspanya adına iki kez meşin yuvarlağı filelere göndere Güiza, sarı-lacivert renklere zirvede geldi. Türkiye'ye belki de ilk kez kariyerinin zirvesinde bir oyuncu geldi. İspanyol golcü için yapılacak ilk yorum bu olsa da konuşulanlar futbolundan öte her zamanki gibi aldığı para üzerineydi. Güiza'ya verilen 14 milyon avroluk bedel ile bütün futbol yorumcuları, bakkallar, manavlar, tribündekiler, vb. yani tüm futbolseverler bir anda muhasebeci kesildi. Verilen paranın değerine takılan futbolsever, Avrupa'da başarılı bir kulüp olmak isteyen bir takımın gerçek bir forvet oyuncusu kadrosuna katması gerektiğinde harcadı